Yılbaşı mı, Çevre Felaketi mi?
Yeni yıl kutlamaları sırasında toplamda 11 kişi hayatını kaybetmiş, bazıları araba kazaları ve alkol etkisiyle, ancak ikisi 18 yaşındaki gençler kendi yaptıkları patlayıcılar yüzünden hayatlarını kaybetmiş. Bu gerçekten çok üzücü. Patlayıcılar ve havai fişeklerin güvenli bir şekilde kullanılmaması, her yıl birçok kazaya ve hatta ölümle sonuçlanan olaylara neden olabiliyor. Özellikle gençler, bazen eğlenceli ve heyecan verici görünen şeylere daha kolay yöneliyorlar, ancak bunun ne kadar tehlikeli olabileceği unutulmamalı.
Bu tür kazaların önüne geçmek için daha fazla güvenlik önlemi ve bilinçlendirme gerekiyor. Umarım bu tür trajediler, insanların güvenli bir şekilde kutlama yapmaları gerektiği konusunda daha fazla farkındalık yaratır.
Almanya’da yılbaşı denildiğinde akla eğlence değil, her geçen yıl biraz daha büyüyen bir çevre felaketi geliyor. Günler öncesinden başlayan havai fişek patlamaları, gecenin sessizliğini değil; hayvanların korku dolu çığlıklarını bastırıyor. Sokaklar dumanla kaplanıyor, gökyüzü savaş alanına dönüyor. Haftalarca kuş sesi duyulmuyor. Kedi ve köpekler korkudan saklanacak yer arıyor, kendilerine gelmeleri uzun zaman alıyor.
Ama bu tabloya rağmen her yıl aynı tartışma tekrar ediliyor: Havai fişekler yasaklansın mı, yasaklanmasın mı? Berlin Meclisi aylarca bu konuyla meşgul ediliyor. Oysa ortada tartışılacak bir şey yok: Ortada açık bir çevre ve vicdan sorunu var.
Yılbaşı öncesinde bir başka sessiz katliam daha yaşanıyor. On milyonlarca çam ağacı Noel bahanesiyle kesiliyor. Evler için kullanılan ağaçların boyu 1–2 metre. Belediyelerin önlerine dikilen gösterişli ağaçlar ise 5–6 metreyi buluyor. Işıklandırılıyor, süsleniyor, birkaç günlüğüne “mutluluk” dekoruna dönüştürülüyor. Ardından? Sokaklara atılıyor. Yollarda üst üste yığılmış çam ağaçları, bu tüketim çılgınlığının en net fotoğrafı oluyor.
Bu ağaçların toplanması için harcanan para da kimin cebinden çıkıyor? Elbette halkın vergilerinden. Yani önce doğa katlediliyor, sonra bu katliamın temizliği için yine toplumdan bedel alınıyor.
Yılbaşı gecesinin sabahında Almanya’nın birçok şehri çöplüğü andırıyor. Yerler patlamış havai fişek kalıntılarıyla dolu. “Hayvansever” olduğunu sıkça dile getiren bir toplum, yılda bir gece eğlenmek uğruna doğayı ve canlıları gözden çıkarabiliyor.
Dünyanın birçok yerinde insanlar açlıkla mücadele ederken, burada milyonlarca ağaç kesiliyor, tonlarca havai fişek patlatılıyor, ardından birkaç saatlik eğlencenin enkazı bırakılıyor. Birkaç ay sonra ise Paskalya geliyor: Bahçelere yumurtalar asılıyor, sofralar kuruluyor, içkiler içiliyor. Zaten kilo sorunuyla mücadele eden toplum daha da ağırlaşıyor — bedenen olduğu kadar zihnen de.
Bazen bazı Almanlar Ramazan ayında oruç tutmaya hevesleniyor. Ancak Ramazan’ın anlamını, disiplinini ve ruhunu bilmeden yapılan bu denemeler sağlık sorunlarıyla sonuçlanabiliyor. Yine de teslim etmek gerekir ki, tüm bu çelişkilere rağmen toplumda karşılıklı saygı hâlâ ayakta duruyor.
Asıl soru şu:
Bu kadar yıkım gerçekten “kutlama” mı?
Yoksa modern dünyanın, vicdanını eğlenceyle susturma çabası mı?