GÜNCEL
Türkiye'den
Yerel haber — bağımsız & lokal. Bu haberden yalnızca kayıtlı üyemiz enes sorumludur. Özvatan Portal hiçbir hukuki sorumluluk kabul etmez; tüm haberler mümkün olduğunca incelenir ancak nihai karar ve sorumluluk size aittir.

HAYVANLAR DİLSİZDİR AMA ALLAH’IN KULLARIDIR

🆔5
📅03.01.2026 18:28
🏷️Türkiye'den
👤enes
Haber görseli
2
0
🖼️ 1 / 3

Merhametini Kaybeden İnsan, İnsanlığını da Kaybeder

Hayvanlar dilsizdir. Ama sahipsiz değildir.
Onlar Allah’ın kullarıdır ve insana emanet edilmiştir.

Ne yazık ki bugün hayvanlara zarar vermek, birçok insan için bir vicdan kaybı değil, adeta bir zevk hâline gelmiştir. Avcılık adı altında, sırf eğlence için öldürmeyi marifet sayanlar vardır. Aç olmadığı hâlde, tehdit altında olmadığı hâlde can alan tek varlık insanoğludur.

İlçemizdeki bir veterinerden bizzat aldığım bilgiye göre; bazı kişiler yabani domuzları vurduktan sonra yavrularını yakalayıp, köpeklerin önüne canlı canlı atmakta, ardından o yavruların parçalanışını seyretmektedir. Burada sadece bir hayvana değil, insan aklına ve vicdanına da zulüm vardır. Bu davranışın ne dinle, ne ahlakla, ne de sağlıklı bir zihinle açıklanması mümkündür.

Kurban Bayramı’nda yaşananlar da bu tablonun başka bir yüzüdür. İlçe meydanına satış için getirilen koyunlar, küçük araç kasalarında bütün gün güneşin altında bekletilmekte; ne su verilmektedir ne yem. “Su verin” dendiğinde verilen cevap ibretliktir:
“Kasayı kirletirler.”

Oysa o hayvanlar da can taşır. Susar, acıkır, korkar.
İslam’da kurban, zulmün değil merhametin ibadetidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
“Bir hayvana eziyet eden, kıyamet günü ondan dolayı hesaba çekilir.”
Başka bir hadis-i şerifte ise susuz bir köpeğe su veren kişinin affedildiği bildirilir. Bu, hayvana yapılan iyiliğin Allah katındaki değerini açıkça gösterir.

Bazı cahiller, yolda yolunu şaşırmış bir yılanı öldürüp ardından “Yılan öldürmek sevaptır” diye fetva kesmektedir. Bu, İslam’ı bilmemektir. Tehlike yokken, zarar vermiyorken bir hayvanı öldürmek ne sevaptır ne de caizdir. İslam, keyfi öldürmeyi değil, rahmeti emreder.

Hz. Ömer (r.a.)’ın şu emri tarih kitaplarında yer alır:
“Dağlara yem atın ki, Ömer’in ülkesinde hayvanlar aç kalmasın.”
Bu, sadece bir söz değil; bir medeniyet anlayışıdır.

Bugün övünerek bahsettiğimiz hayvan haklarının temeli, dünyada ilk kez Osmanlı’da atılmıştır. Modern anlamda bir “hayvan koruma kanunu” olmasa da, merhameti esas alan kurumsal bir sistem kurulmuştur:

Fatih Sultan Mehmet ve II. Selim döneminde çıkarılan fermanlarla, imar planlarına kuş yuvaları (aşıyan) eklenmesi zorunlu tutulmuştur.

Avcılığı düzenleyen Zabıta-i Saydiyye Nizamnamesi ile kuş yuvalarına ve yumurtalara zarar verenlere cezalar verilmiştir.

At ve eşek gibi yük hayvanlarının çalışma süreleri sınırlandırılmış, beslenme ve dinlenme hakları güvence altına alınmıştır. Abdülmecid döneminde bu hayvanlar Cuma günleri çalıştırılmamıştır.

Sokak hayvanlarına zarar verenlere cezalar uygulandığına dair arşiv belgeleri mevcuttur.

Bununla da yetinilmemiş;
Vakıflar kurulmuş, sokak kedileri ve köpekleri için düzenli yiyecek ve su dağıtan görevliler (mancacılar) istihdam edilmiştir. Camilerde kediler için özel alanlar ayrılmış, konaklara kuş sarayları yapılmıştır.

Osmanlı’da kasaplara bile yılda sadece 6 ay kesim izni verilirdi. Sebebi açıktı:
Kasabın nefsi ve vicdanı körelmesin.

Bugün ise her şey geliştiği hâlde, insanın merhameti gerilemiştir.
Belgesellerde görüyoruz: Bir aslan, ceylan yavrusunu evlatlık edinebiliyor. Ama insanoğlu, zevk için öldürebiliyor.

İnsan, kendisine zarar verilmedikçe öldürmeyen tek canlılardan bile daha acımasız hâle gelmiştir.

Unutmayalım:
Merhametini kaybeden insan, sadece hayvanlara değil; insanlığa da yabancılaşır.
Hayvana yapılan zulüm, aslında insanın kendi ruhuna attığı bir darbedir.


Yorumlar Toplam: 1
enes 04.01.2026 18:26
hier kannst du kommentare eingeben
Admin cevap: Henüz cevap yok.
🏠Ana sayfaya dön