ALMANYA ARTIK BİTTİ Mİ?
HER YIL UKRAYNA’YA GÖNDERİLEN MİLYARLAR, İÇERİDE GİDEREK AĞIRLAŞAN SOSYAL ŞARTLAR, EMEKLİLİK YAŞININ YÜKSELTİLMESİ, SANAYİNİN KAN KAYBETMESİ VE YÜKSELEN AFD… ALMANYA NEREYE GİDİYOR?
Bir zamanlar Almanya denildiğinde akla düzen, refah, güçlü sanayi, kaliteli üretim ve sosyal devlet gelirdi.
Bugün ise Almanya’da yaşayan birçok insanın zihninde bambaşka bir tablo oluşuyor.
Ben Almanya’da yaşayan bir mühendis olarak yıllardır bu ülkenin değişimine yakından şahitlik ediyorum. Ve bugün geldiğimiz noktaya baktığımda kendime şu soruyu sormadan edemiyorum:
ALMANYA GERÇEKTEN ESKİ ALMANYA MI?
Bana göre cevap giderek daha fazla “hayır” oluyor.
SOSYAL DEVLET KENDİ VATANDAŞINA NEDEN BU KADAR ZOR?
Almanya’da sosyal yardım almak isteyen bir vatandaşın ne kadar zor durumda olduğunu çeşitli belgelerle kanıtlaması, gelirini, mal varlığını ve yaşam koşullarını ortaya koyması gerekiyor.
İnsanlardan adeta “Param yok” demeleri değil, “Param olmadığını ispat et” deniliyor.
Öte yandan Ukrayna’dan gelen milyonlarca insan için Almanya’nın uyguladığı sosyal destek politikası toplumun bazı kesimlerinde ciddi tartışmalara yol açıyor.
Buradaki mesele Ukrayna’dan gelen insanların yardım alması değildir.
Asıl soru şudur:
KENDİ VATANDAŞINA UYGULADIĞIN EKONOMİK VE BÜROKRATİK KURALLARI, NEDEN HERKESE AYNI ŞEKİLDE UYGULAMIYORSUN?
Almanya’da yıllarca çalışmış, vergi ödemiş, emekli olmuş insanların sabahın erken saatlerinde sokaklarda şişe toplayarak hayatlarını sürdürmeye çalıştığını görmek insanın vicdanını sızlatıyor.
Kadın, erkek, yaşlı...
Kimi birkaç şişe daha bulabilmek için çöp kutularının çevresine bakıyor.
Bunun adı refah toplumuysa, o zaman refahın nerede olduğunu sormak gerekiyor.
UKRAYNA’YA MİLYARLAR, İÇERİDE KEMER SIKMA
Almanya’nın Ukrayna’ya yaptığı askeri ve mali yardımlar yıllardır milyarlarca avroyu buluyor. Avrupa Birliği ve Almanya’nın Ukrayna’ya yönelik desteği büyürken, Almanya’nın kendi içinde sosyal harcamalar, bütçe disiplini ve vatandaşların yaşam maliyetleri konusunda baskılar artıyor.
İşte toplumun bir bölümünde oluşan rahatsızlığın temelinde de bu çelişki yatıyor:
“BAŞKASINA MİLYARLARCA AVRO GÖNDEREBİLİYORSAN, NEDEN KENDİ VATANDAŞINA GELİNCE PARA YOK DİYORSUN?”
Bu soru artık Almanya’da görmezden gelinemeyecek kadar yüksek sesle soruluyor.
Üstelik mesele yalnızca Ukrayna da değil.
Alman televizyonlarını izlediğinizde ülkenin kendi ekonomik ve sosyal problemlerinden çok Rusya, Ukrayna, savaş, Erdoğan ve dış politika tartışmalarının gündemi belirlediğini görmek mümkün.
Peki Alman emeklisi?
Peki Alman işçisi?
Peki yüksek enerji fiyatlarıyla, kira giderleriyle ve enflasyonla mücadele eden aileler?
Onların sorunları neden aynı heyecanla konuşulmuyor?
AFD NEDEN YÜKSELİYOR?
Almanya’da siyasetin dengesi de ciddi biçimde değişiyor.
Yıllarca CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti gibi geleneksel siyasi güçlerin belirlediği siyasi ortamda AfD giderek daha güçlü bir konuma geliyor.
Bunun nedenini yalnızca “ırkçılık” veya “aşırı sağ” kelimeleriyle açıklamak kolaycılık olur.
Çünkü insanların sandıkta verdiği mesajın arkasında ekonomik ve sosyal kaygılar da var.
Bir insan işini kaybediyorsa...
Kirayı ödemekte zorlanıyorsa...
Emekli olduğu halde geçinemiyorsa...
Çocuğunun geleceğinden endişe ediyorsa...
Ve bütün bunların karşılığında kendisine sürekli “Daha fazla fedakârlık yapmalısın” deniliyorsa, bir süre sonra sandıkta tepkisini göstermesi şaşırtıcı değildir.
AfD’nin yükselişini anlamak için önce bu insanların neden öfkelendiğini anlamak gerekir.
63 YAŞINDAN 70 YAŞINA DOĞRU
Almanya’da emeklilik konusu da giderek daha fazla tartışılıyor.
Bir dönem belirli şartları sağlayan insanların daha erken emekli olabilmesi mümkünken, emeklilik yaşının uzun vadede 67’nin de üzerine çıkarılması ve 70 yaşına doğru taşınması yönündeki tartışmalar toplumda ciddi endişe yaratıyor.
Şimdi düşünün:
Bir insan hayatının büyük bölümünü çalışarak geçiriyor.
60’lı yaşlarına geliyor.
Vücudu artık eskisi gibi değil.
Ve ona deniyor ki:
“BİRAZ DAHA ÇALIŞ.”
Sonra biraz daha...
Biraz daha...
Ve sonunda emeklilik kapısı 70 yaşına dayanıyor.
Peki insan ne zaman yaşayacak?
Ne zaman ailesiyle vakit geçirecek?
Ne zaman sabah kalkıp kahvesini huzur içinde içecek?
ALMAN SANAYİSİNİN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ
Almanya’nın en büyük gücü yıllarca sanayisiydi.
“Made in Germany” sadece bir etiket değildi.
Bir kalite garantisiydi.
Alman otomobili, Alman makinesi, Alman teknolojisi dünya çapında güven anlamına geliyordu.
Bugün ise bu tablo değişiyor.
Marketlerde, mağazalarda, elektronik ürünlerde ve günlük hayatın neredeyse her alanında “Made in China” ibaresiyle karşılaşıyoruz.
Alman üretimi hâlâ var.
Ama giderek daha pahalı hale geliyor.
Üretim maliyetleri yükseliyor.
Enerji pahalı.
İşgücü pahalı.
Bürokrasi ağır.
Ve dünya pazarı acımasız.
Sonuç?
Almanya’nın sanayi ülkesi olarak sahip olduğu avantajlar giderek aşınıyor.
Ben bir hava ve uzay teknolojileri mühendisiyim.
Bu nedenle sanayideki değişimi sadece televizyondan izlemiyorum. Teknik dünyadan gelen biri olarak Almanya’nın mühendislik ve üretim kültürünün ne kadar önemli olduğunu biliyorum.
Tam da bu yüzden yaşanan değişim beni daha fazla endişelendiriyor.
SAVAŞ KİMİN KAZANCI?
Burada insanın aklına başka bir soru daha geliyor:
SAVAŞLARDAN KİM KAZANIYOR?
Almanya savaşırken, Ukrayna silah isterken ve Avrupa milyarlarca avroluk silah ve savunma harcamalarını artırırken, savunma sanayisinin şirketleri büyük bir ekonomik hareketlilik yaşıyor.
Örneğin Rheinmetall hisselerindeki olağanüstü yükseliş, savaşların savunma sanayisi açısından nasıl büyük bir ekonomik fırsata dönüşebildiğini gösteren çarpıcı örneklerden biri.
Savaşın bedelini kim ödüyor?
Askerler.
Siviller.
Vergi mükellefleri.
Ve geleceği belirsiz hale gelen genç nesiller.
Peki savaş ekonomisinden kimler kazanıyor?
Bu soruyu sormak bile bugün bazı insanları rahatsız ediyor.
Ama demokrasi, rahatsız edici soruların da sorulabilmesidir.
MERKEL, SCHOLZ VE ŞİMDİ MERZ
Almanya’nın bugünkü durumunu tek bir hükümete veya tek bir lidere bağlamak elbette mümkün değil.
Schröder döneminden sonra başlayan dönüşüm, Merkel döneminde farklı bir yöne evrildi.
Merkel’in meşhur “Wir schaffen das” — “Bunun üstesinden geliriz” — yaklaşımıyla başlayan mülteci politikası Almanya’nın sosyal yapısını ve siyasi dengelerini derinden etkiledi.
Daha sonra Olaf Scholz döneminde ekonomik sorunlar, enerji krizi, savaş ve bütçe tartışmaları daha da ağırlaştı.
Şimdi ise Friedrich Merz yönetimindeki Almanya yeni bir döneme girmiş durumda.
Fakat benim gördüğüm tablo şu:
ALMANYA’NIN NEFESİ DARALIYOR.
Bir zamanlar Avrupa’nın ekonomik motoru olarak gösterilen ülke bugün kendi motorunu yeniden çalıştırmanın yollarını arıyor.
ALMANYA’DAN GİTMEK İSTEYENLERİN SAYISI NEDEN ARTIYOR?
Son yıllarda Almanya’dan ayrılmayı tercih eden insanların sayısı da tartışma konusu.
İnsanların bir bölümü başka ülkelere daha iyi ekonomik şartlar için gidiyor.
Bazıları daha düşük yaşam maliyeti arıyor.
Bazıları daha az bürokrasi istiyor.
Bazıları ise sadece huzur istiyor.
Bu bana göre Almanya açısından çok önemli bir alarmdır.
Çünkü bir ülkeye insanlar gelmek istiyorsa bu güzel bir şeydir.
Ama o ülkede yaşayan insanlar geleceklerini başka ülkelerde aramaya başlıyorsa bunun üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekir.
BENİM KARARIM
Ben Almanya’ya düşman değilim.
Tam tersine, yıllardır burada yaşadım.
Çalıştım.
Mühendis olarak bu ülkenin teknolojisini, düzenini ve çalışma kültürünü yakından tanıdım.
Fakat artık kendi hayatım için farklı bir yol düşünmeye başladım.
Çocuğumun eğitimi tamamlandıktan sonra Türkiye’ye dönmeyi düşünüyorum.
Belki büyük bir şehirde, büyük bir kariyer yarışında değil...
Belki daha sakin bir hayat.
Hamburg’da küçük bir hobi bahçesi kiralayıp sabah kahvemi, öğleden sonra çayımı içmek...
Toprağa dokunmak.
Biraz nefes almak.
Biraz sessizlik.
Çünkü insan belli bir yaştan sonra sadece para kazanmak istemiyor.
HUZUR İSTİYOR.
ALMANYA’YA GELMEK İSTEYENLERE TEK KELİMELİK TAVSİYEM
Bugün bana “Almanya’ya gelmek istiyorum, ne dersin?” diye soran bir Türk olursa, eskiden vereceğim cevapla bugün vereceğim cevap aynı değil.
Eskiden Almanya’ya gelmek büyük bir fırsattı.
Bugün ise çok daha dikkatli düşünmek gerekiyor.
İş bulabilecek misin?
Kiranı ödeyebilecek misin?
Çocuğunun geleceği nasıl olacak?
Emekli olduğunda geçinebilecek misin?
Yüksek vergiler, enerji fiyatları, bürokrasi ve yaşam maliyetleri seni ne kadar zorlayacak?
Bütün bunları hesaplamadan sadece “Almanya’da hayat daha iyi” diyerek yola çıkmak artık bana göre büyük bir hata olabilir.
Bana tek kelimeyle sorarsanız:
“ALMANYA’YA GELELİM Mİ?”
Cevabım bugün:
GELMEYİN.
En azından Almanya’nın eski Almanya olduğunu düşünerek gelmeyin.
Buraya gelmeden önce sadece maaşa değil, HAYATIN TAMAMINA BAKIN.
Çünkü mesele artık Almanya’da ne kadar kazanacağınız değil.
MESELE, KAZANDIĞINIZ PARAYLA NASIL BİR HAYAT YAŞAYABİLECEĞİNİZDİR.
Ve belki de asıl trajedi şudur:
Bir zamanlar insanların daha iyi bir hayat kurmak için geldiği Almanya’dan bugün bazı insanlar, daha iyi bir hayat bulmak için gitmeyi düşünüyor.
BİR ÜLKENİN DEĞİŞİMİNİ BUNDAN DAHA GÜÇLÜ ANLATAN BAŞKA BİR GÖSTERGE VAR MI?